Nesnel anlatım kişiden kişiye değişmeyen ve kanıtlanabilir yargıları içerirken öznel anlatım kişisel beğeni ve yorumları barındırır. → Doğrudan kanıtlanabilirlik ölçütü nesnellik için belirleyicidir.
Ön yargı bir durum veya kişi hakkında gerçekleşmeden önce verilen kesin olumlu ya da olumsuz hükümdür; tahmin ise akıl yürütmeye dayalı olası sonuç beklentisidir. → Ön yargı peşin hüküm içerir, tahmin ise olasılık taşır.
Gelecekte yapılması planlanan, zihinde tasarlanan eylemleri veya projeleri ifade eden cümlelere tasarı cümlesi denir. → Henüz gerçekleşmemiş ve geleceğe dönük planlanan hedefleri belirtir.
Neden-sonuç cümlelerinde eylem gerçekleşmiş bir gerekçeye dayanırken amaç-sonuç cümlelerinde eylemin ulaşmak istediği henüz gerçekleşmemiş bir hedef vardır. → Cümlede amacıyla ifadesi getirilebiliyorsa amaç-sonuç, nedeniyle ifadesi getirilebiliyorsa neden-sonuçtur.
Bir durumun veya eylemin gerçekleşmesinin başka bir durumun gerçekleşmesine bağlı olduğunu belirten cümlelerdir. → Cümlede sadece ise ekiyle değil, üzere, dıkça ve ama gibi sözcüklerle de koşul anlamı sağlanabilir.
Bir sanat eseri, yazar ya da konu hakkında inceleme sonucunda ulaşılan görüş ve yargıları ifade eden cümlelerdir. → Yorum ve analiz içermesi bakımından yalın tespit cümlelerinden ayrılır.
En az iki farklı kavram, durum veya nesnenin benzer ya da farklı yönleriyle kıyaslandığı cümlelerdir. → Kadar, ise, en, daha ve göre gibi sözcükler karşılaştırma ilişkisi kurmada sıkça kullanılır.
Özgünlük bir sanatçının veya eserin taklitten uzak, kendine has ve benzersiz olması durumudur; öykünme ise başkasını taklit etme veya taklit ederek yazma anlamına gelir. → Kendi çizgisini yaratmak özgünlük, başkasının izinden gitmek öykünmedir.
Yakınma bir durumdan veya kişiden duyulan rahatsızlığın başkalarına anlatılmasıdır; sitem ise duyulan kırgınlığın doğrudan söz konusu kişiye söylenmesidir. → Şikayet üçüncü kişiye yapılırsa yakınma, doğrudan muhatabına yapılırsa sitem olur.
Başkasının sözünü hiç değiştirmeden aktarmak doğrudan anlatım, kendi cümlelerimizle aktarmak ise dolaylı anlatımdır. → Doğrudan anlatımda aktarılan söz genellikle tırnak içinde veya dedi, söyledi kelimeleriyle verilir.
Cümlede açıkça söylenmediği hâlde kelimelerin ve eklerin yardımıyla ulaşılan ek anlamlara örtülü anlam denir. → De da bağlacı ile en, daha, yine, artık gibi kelimeler sıklıkla örtülü anlam sağlar.
Sanatçının neyi anlattığı içerik yani konu, nasıl anlattığı ise üsluptur. → Eserde ne anlatılıyor sorusu içeriği, eser nasıl kaleme alınmış sorusu üslubu verir.
Pişmanlık yapılan bir eylemden duyulan üzüntü iken hayıflanma yapılmayan bir eylemden dolayı üzülmektir. → Keşke bu sözü söylemeseydim pişmanlık, keşke o fırsatı değerlendirseydim hayıflanmadır.
Kanıksama olumsuz bir duruma alışıp etkilenmez hâle gelmek, yadsıma ise yapılan bir işi inkâr etmektir. → Kanıksama kabullenip alışmayı, yadsıma ise inkâr etmeyi ifade eder.
Gerçekleşmemiş bir olayı veya durumu bir an için gerçekleşmiş gibi kabul ederek kurulan cümlelerdir. → Tut ki, diyelim ki, farz edelim ki gibi kalıplar varsayım cümlesi oluşturur.
Bir olayın, durumun ya da özelliğin zaman içinde olumlu veya olumsuz yönde değiştiğini anlatan cümlelerdir. → Gittikçe, giderek, günden güne, gün geçtikçe gibi ifadeler aşamalı durum bildirir.
Bir yapıtın, sanatçının veya durumun olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya koyan değerlendirme cümleleridir. → Eleştirinin sadece olumsuz olmadığını, olumlu eleştirilerin de yapılabileceğini unutmayınız.
Azımsama miktar olarak az bulmayı ifade ederken küçümseme bir kişiye veya duruma değer vermeyip onu aşağılama durumudur. → Nicel durumlar azımsama, nitel değerlendirmeler küçümseme kavramı ile ilgilidir.
Kişinin kendi davranışlarını, tutumlarını veya eserlerini tarafsız biçimde değerlendirerek olumsuz ve eksik yönlerini ortaya koymasıdır. → Eleştirinin hedefinde başkası değil, doğrudan kişinin kendisi yer alır.
Bir sanatçının veya eserin çağları aşarak her dönemde geçerliliğini ve etkisini koruması durumudur. → Zamana yenik düşmemek, geleceğe kalmak ve her çağda okunmak kalıcılığın göstergesidir.
Evrensellik tüm insanlığı ilgilendiren ortak değer ve temaları işlemek iken ulusallık sadece kendi toplumuna ve kültürüne ait ögeleri ele almaktır. → Bütün insanlığa seslenebilen eserler evrensel nitelik taşır.
Az sözcükle çok şey anlatabilme ve derin anlam katmanları oluşturabilme niteliğidir. → Atasözleri ve özdeyişler anlatımdaki yoğunluğun en belirgin örnekleridir.
Cümlede gereksiz sözcük bulunmaması ve aynı anlama gelen kelimelerin bir arada kullanılmamasıdır. → Cümleden çıkarıldığında anlamda daralma veya bozulma yaratmayan sözcükler gereksizdir.
Cümlenin hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde tek bir anlama gelmesi ve farklı yorumlara kapalı olmasıdır. → Noktalama eksikliği ve zamir belirsizliği cümlenin açıklık ilkesini bozar.
Anlatımın süssüz, edebi sanatlardan ve karmaşık sözcüklerden uzak, sade bir biçimde oluşturulmasıdır. → Yalınlık söz sanatlarının olmamasıdır, duruluk ise gereksiz sözcük bulunmamasıdır.
Verilen cümleden harfiyen çıkarılabilecek, kişisel yorum katılmamış nesnel tek sonuçtur. → Metinde açıkça belirtilmeyen hiçbir çıkarım veya ihtimal kesin yargı yerine konamaz.
İki ayrı cümleyi tek bir cümle hâline getirirken orijinal cümlelerdeki tüm bilgilerin eksiksiz korunması ve dışarıdan ek bilgi katılmaması gerekir. → Birleştirme yaparken yeni kelimelerle anlamı değiştirmek veya bilgi atlamak en sık yapılan hatadır.
Bir cümle açıkça söylemediği halde, bağlamından ve kullanılan sözcüklerden dolaylı olarak bir anlam taşıyabilir; buna örtük anlam denir.
Türkçede yükleme en yakın sözcük cümlenin vurgulanan ögesidir; sözcük sırası değiştirildiğinde cümlenin vurgusu da değişir.
Bir cümlede bağlaç olmadan da iki önerme arasında neden-sonuç ilişkisi kurulabilir; bu ilişki bağlamdan çıkarılır.
'Kadar, daha, en' gibi karşılaştırma sözcükleri, cümledeki ögeler arasında bir derece veya üstünlük ilişkisi kurar.