Tenvin ve kesra almayan gayrı munsarif isimler mecrûr durumunda kesra yerine fetha harakesi alırlar. → Ancak başlarına el takısı (ال) geldiğinde veya başka bir isme mużâf olduklarında mecrûr hâlde kesra alırlar.
Arapçada üç ile on arasındaki sayıların sayılanı çoğul ve mecrûr gelirken, on bir ile doksan dokuz arasındaki sayıların sayılanı tekil ve mansûb gelir. → Üç ile on arasındaki sayılarda sayı ile sayılan varlık arasında cinsiyet bakımından zıtlık bulunur.
Cümle olumlu ve müstesnâ minhu zikredilmişse, illâ (إِلَّا) edatından sonra gelen isim mansûb olmak zorundadır. → Örneğin 'حَضَرَ الطُّلَّابُ إِلَّا طَالِبًا' cümlesinde istisna edilen öğrenci kelimesi mansûbdur.
Arapça dilbilgisinde nekre bir isimden sonra gelen cümleler sıfat cümlesidir ve niteledikleri ismin irab konumunu üstlenirler. → Marife isimden sonra gelen cümlelerin ise sıfat değil hâl cümlesi olduğu unutulmamalıdır.
Fiilin yapılma gerekçesini ve amacını açıklayan, genellikle mastar yapısındaki mansûb ögeye mefûlü li-eclihi denir. → 'سَافَرْتُ طَلَبًا لِلْعِلْمِ' cümlesindeki taleben (طَلَبًا) kelimesi eylemin nedenini bildiren mefûlü li-eclihi ögesidir.
Arapçada şaşırma ve hayranlık bildiren iki temel kalıp mâ ef'ale (مَا أَفْعَلَ) ve ef'il bih (أَفْعِلْ بِهِ) şeklindedir. → Mâ ef'ale kalıbından sonra gelen öge daima mansûb olur, örneğin 'مَا أَجْمَلَ السَّمَاءَ' cümlesinde semâ (السَّمَاءَ) mansûbdur.
Belirtili isim tamlamasında ikinci isim harf-i tarif alır, birincisi almaz: كِتَابُ الطَّالِبِ (öğrencinin kitabı).
İsmini nasb, haberini ref eder: إِنَّ الطَّالِبَ مُجْتَهِدٌ (öğrenci çalışkandır). أَنَّ, لَكِنَّ, كَأَنَّ de aynı gruptandır.
İsmini ref, haberini nasb eder: كَانَ الجَوُّ جَمِيلًا (hava güzeldi). صَارَ, أَصْبَحَ, لَيْسَ aynı gruptandır.
لَمْ, لَا (nehiy), لِ (emir) muzâriyi cezm eder: لَمْ يَذْهَبْ (gitmedi); لَا تَكْذِبْ (yalan söyleme).
أَنْ, لَنْ, كَيْ, حَتَّى muzâriyi nasb eder: لَنْ أَنْسَاكَ (seni asla unutmayacağım); أُرِيدُ أَنْ أَنْجَحَ (başarmak istiyorum).
İki varlık için sona ـَانِ ya da ـَيْنِ eklenir: طَالِبَانِ (iki öğrenci, merfû); رَأَيْتُ طَالِبَيْنِ (iki öğrenci gördüm, mansûb).
Mef'ûlün mutlak, fiilin anlamını pekiştirmek, türünü veya sayısını açıklamak amacıyla fiille aynı kökten getirilen mansûb mastardır. → Kendi fiiliyle aynı kökten gelmesi en belirgin ayırt edici özelliğidir.
Mef'ûlün fîh, fiilin yapıldığı zamanı veya mekânı belirten ve zımnen içinde anlamı taşıyan mansûb ögedir. → Mekân ve zaman zarflarının tamlama kurduğunda kendisinden sonraki ismi mecrûr yaptığı unutulmamalıdır.
Temyîz, öncesinde geçen belirsiz bir ismi veya cümledeki kapalılığı açıklamak için getirilen nekre ve mansûb tekil isimdir. → Genellikle ölçü, miktar, tartı bildiren kelimelerden ve üstünlük sıfatlarından sonra gelir.
Hâl, marife bir isim olan sahibü'l-hâlin durumunu açıklayan mansûb ögedir ve isim cümlesi olarak geldiğinde genellikle başına vav-ı hâl alır. → Vav-ı hâlden sonra gelen kişisel zamir mübteda, sonraki kısım ise haber konumundadır.
Çağırma edatlarından sonra gelen münâdâ isim tamlaması biçiminde muzaf olarak gelirse daima mansûb okunur. → Örneğin ey Allah'ın kulu derken yâ abdallâhi kalıbındaki abd kelimesi nasb durumundadır.
Meçhul fiilden sonra gelen ve cümlede fâilin yerini alan nâib-i fâil daima merfû durumdadır. → Etken cümle meçhul cümleye dönüştürülürken nesne konumundaki mansûb isim nâib-i fâil olarak merfû yapılır.
Ebu, ahu, hamu, fu ve zu kelimeleri muzaf olduklarında harf ile irab edilir; merfû hâlinde vav (أَبُوكَ), mansûb hâlinde elif (أَبَاكَ), mecrûr hâlinde yâ (أَبِيكَ) alırlar. → Mütekellim yâ'sına muzaf olduklarında harfle değil, takdirî irab alırlar.
Fiil cümlesinde fâil açık bir isim olarak fiilden sonra geldiğinde, fâil ikil veya çoğul olsa bile fiil daima tekil kalır (örn. ذَهَبَ الطُّلَّابُ). → Fâil fiilden önce gelerek mübtedâ olursa cümle isim cümlesine dönüşür ve fiil çoğul takısı alır (örn. الطُّلَّابُ ذَهَبُوا).
Karşılaştırma bildiren ism-i tafdıl ef'alu (أَفْعَلُ) kalıbında gelir ve genellikle min (مِنْ) harf-i ceri ile kullanılır (örn. أَحْسَنُ مِنْ). → Min edatıyla kullanılan ism-i tafdıl, nitelediği kelime dişil veya çoğul olsa dahi daima müfred müzekker kalır.
Kurallı eril çoğul isimler merfû durumunda vav-nûn (ـُونَ), mansûb ve mecrûr durumunda yâ-nûn (ـِينَ) takısı alırlar. → İsim tamlamasında muzaf olduklarında sonlarındaki nûn harfi düşer (örn. مُعَلِّمُو المَدْرَسَةِ).
İsme bitişen muttasıl zamirler muzafun ileyh konumunda olup mahallen mecrûr kabul edilir (örn. كِتَابُهُ). → Fiile bitişen nesne zamirleri ise mef'ûlün bih olup mahallen mansûbdur (örn. كَتَبَهُ).
İlk harfi vâv (و) olan sülâsî fiiller ifti'âl (إِفْتِعَال) bâbına aktarıldığında ilk harf tâ (ت) harfine dönüşür ve şeddeli yazılır (örn. وَصَلَ kökünün إِتَّصَلَ olması). → Bu ses olayı kelime kökü bulma sorularında sıkça çeldirici olarak kullanılır.
Bedel, kendisinden önceki mübdalün minhten açıklama amacıyla getirilen bağımlı ögedir ve irab bakımından mübdalün minhe tamamen uyar (örn. جَاءَ الأُسْتَاذُ أَحْمَدُ). → Açıklanan mübdalün minh cümlede kendi asli öge konumuna göre irab edilir.
إِنْ, مَنْ, مَا ve أَيْنَمَا gibi şart edatları cümlede hem şart fiilini hem de cevap fiilini meczûm yapar. → Cezm alameti yalın fiillerde sükûn, illetli fiillerde son harfin düşmesi, beş fiilde ise nûn harfinin düşmesidir.
Birliktelik ve beraberlik anlamı taşıyan وَ (vâv-ı ma'iyye) harfinden sonra gelen mansûb isme mef'ûlün ma'ah denir. → سَارَ عَلِيٌّ وَالنَّهْرَ (Ali nehir boyunca yürüdü) cümlesindeki النَّهْرَ kelimesi fetha ile mansûb mef'ûlün ma'ahtır.
كَادَ, أَوْشَكَ ve başlama fiillerinin haberi daima muzâri fiil cümlesi olarak gelir ve mahallen mansûbdur. → أَخَذَ, بَدَأَ, شَرَعَ gibi başlama fiillerinin haberinin başına أَنْ edatı getirilemez.
ظَنَّ, حَسِبَ, رَأَى ve وَجَدَ gibi kalbî fiiller aslı mübtedâ ve haber olan iki ögeyi nesne alarak her iki mef'ûlü de mansûb yapar. → ظَنَنْتُ الٱِمْتِحَانَ سَهْلًا cümlesinde iki mef'ûl de mansûbdur.
İstisnâ edatları olan خَلَا ve عَدَا sözcüklerinin başına مَا edatı geldiğinde (مَا خَلَا, مَا عَدَا) kesinlikle fiilleşirler ve kendilerinden sonra gelen isim mansûb mef'ûl olur. → Başına مَا almadıklarında ise sonraki isim mecrûr da okunabilir.
Kurallı dişil çoğul isimler (cemi müennes salim) mansûb durumunda asla fetha almaz, fetha yerine kesra ile irab edilir. → رَأَيْتُ الطَّالِبَاتِ cümlesinde الطَّالِبَاتِ kelimesi fetha yerine kesra alarak mansûbdur.
نَفْس, عَيْن, كُلّ ve كِلَا gibi manevî tevkîd sözcükleri pekiştirdikleri isme ait bir zamire muzaf olur ve o ismin irabına aynen uyar. → جَاءَ الوَزِيرُ نَفْسُهُ cümlesinde نَفْسُهُ kelimesi merfû tevkîddir.